Suriye Arap Ligi’ne Dönerken – Meliha Benli Altunışık


Arap Ligi 7
Mayıs’ta 2023’te, 12 yıl önce Suriye’nin Arap Baharı sürecinde ülkede başlayan
ayaklanmaları şiddetle bastırması nedeniyle aldığı üyeliğini askıya alma
kararını sona erdirdiğini açıkladı. Bunu takiben Suriye devlet başkanı Başar
Esad 19 Mayıs 2023’te Suudi Arabistan’da yapılan Arap Ligi Zirvesine katıldı ve
ev sahibi tarafından oldukça sıcak karşılandı.

Suriye’nin Arap Ligi’ne geri dönmesi bir süredir bekleniyordu. Zaten son
yıllarda çeşitli Arap ülkeleri Esad rejimi ile ilişkilerini normalleştirmeye
başlamışlardı. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) bu konuda başı çekiyordu. Aralık
2018’de BAE, Şam’daki büyükelçiliğini yeniden açtı. O dönemden sonra da hem pandemi
dönemini hem de deprem diplomasisini kullanarak bu ülkeyle ilişkilerini
geliştirdi. Ancak ABD’nin Sezar yaptırımları BAE’nin Suriye ile ekonomik alanda
ilişkilerini istediği ölçüde geliştirmesini engelledi. Son dönemde ise birçok
Arap ülkesi Suriye ile ilişkilerini normalleştirmek istediklerini ilan etmeye
başladılar. Bahreyn, Lübnan, Mısır, Tunus, Ürdün ve son olarak Suudi Arabistan da
bu konuda olumlu sinyaller vermeye başladılar ve bazıları Şam ile diplomatik
ilişkileri yeniden kurdular. Bu çerçevede özellikle Suudi Arabistan’ın açıkça
tutum değiştirmesi Suriye’nin Arap Ligi’ne dönmesinin yolunu açtı. Öte yandan
Katar bu sürece karşı çıkmaya devam ediyordu. Fakat en sonunda, Arap ülkeleri
arasında oluşan konsensusa karşı durmayacağını belirterek kararı veto etmedi. Belli
ki 2017-2020 yılları arasında yaşanan krizden sonra Suudi Arabistan’la
ilişkilerini düzelten Doha yeni bir kriz istemedi. Buna karşılık, Şeyh Tamim bin Hamad al-Thani Suudi Arabistan’da katıldığı Zirveyi Esad
konuşurken terk ederek sembolik de olsa hoşnutsuzluğunu belli etti.
Kuveyt ve Fas ise bu sürece mesafeli duruyor.

Peki bu karar ne anlama geliyor? Öncelikle Suriye devlet başkanı Esad bu
kararı hem ülkesine hem de bölge ve bölge-dışı ülkelere zaferinin bir nişanesi
olarak sunmaya çalışıyor. Ancak 12 yıldan fazla süren, 500 binden fazla
Suriyelinin hayatını kaybettiği, ülkenin yarı nüfusunun ya ülke dışında ya da
ülke içinde yurtsuzlaştığı bir Suriye söz konusu. Ayrıca ülkenin altyapısı
büyük ölçüde yıkılmış durumda ve ülke nüfusu çok ciddi bir insani krizle karşı karşıya bulunuyor. Esad ülkenin büyük bir
kısmını kontrol altına almış görünse de kuzey ve kuzey doğuda hakimiyeti
dışında bölgeler var. Bu bölgelerin bir kısmını bazı muhalif güçlerle birlikte
Türkiye, bir kısmını da PYD ile birlikte ABD kontrol ediyor. Ayrıca Esad
kontrolündeki bölgelerde de İran, Hizbullah ve Rusya etkisi ve kontrolü devam
ediyor.

Bu durum ortadayken Arap Ligi böyle bir kararı neden aldı? Öncelikle her
ülkenin farklı kaygıları ve hesapları var. Örneğin, Lübnan ve Ürdün Suriye ile
ilişkilerin normalleşmesini ve bu ülkede istikrarı hem kendi güvenlik
endişeleri için hem de daha fazla Suriyeli göçmeni ülkelerine gönderebilmek
için istiyorlar. Ayrıca, birçok Arap ülkesi Suriye’nin iç savaşla birlikte bir
“narko devlet”e dönüşüyor olmasından endişe ediyor. Suriye bu dönemde, uyuşturucu trafiğinin merkezi haline geldi ve bu durum komşularını
etkiliyor. Nitekim Suudi Arabistan başta olmak üzere birçok ülke zirvede bu
konuyu gündeme getirdi. Belli ki Esad’la ilişkileri geliştirerek bu konuda etki
sahibi olmak istiyorlar.

Bu spesifik nedenlerin ötesine geçilip geniş resme bakıldığında, Suriye’nin
Arap Ligi’ne geri dönmesi bir süredir oluşmaya başlayan yeni bölgesel düzenin
bir parçası olarak görülebilir. Bu bölgesel düzeni oluşturan genel eğilimler ise
ABD’nin bölgedeki etkisinin azalması ve özellikle Körfez merkezli bir düzenin
ortaya çıkması şeklinde yorumlanabilir. Buradaki roller için de Suudi Arabistan
ve BAE arasında bir çekişme olduğu görülüyor. Ama bu genel çerçeveyi
değiştirmiyor. Bu yeni düzenin en önemli göstergesi bir süredir devam eden
normalleşme adımları. Suriye ile normalleşme ve bunun bir parçası olarak
Suriye’nin Arap Ligi’ne geri dönmesi de bu normalleşme adımlarından biri olarak
kabul edilmelidir.

Sonuç olarak bu düzen tasavvuru Arap ülkeleri merkezli. Ancak başka
dönemlerden farklı olarak Arap-olmayan ülkelerin hepsini de bir şekilde düzenin
parçası yapmayı amaçlayan bir tasavvur bulunuyor. Daha önceki dönemlerde Arap
olmayan ülkeleri birbirleriyle dengelemeye dayanan bir kalıp vardı. Örneğin, 1990-91
Körfez Krizinden sonra temelde İsrail’le normalleşmeyi öngören, kısa bir süre
de olsa İran’da yeni Cumhurbaşkanı Rafsancani’nin politikaları ile de uyumlu
olarak İran’ı da bölgesel düzenin bir parçası olarak değerlendiren, ancak
özellikle Suriye ile problemli ilişkileri olan Türkiye’yi dışlayan bir tasavvur
vardı. ABD’nin 2003 yılında Irak’ı işgalinden sonraki dönem de ise İran’ı
dışlayan, Türkiye’yi İran’a karşı dengeleyici aktör olarak gören ve İsrail’le
de yine İran karşıtlığı üzerinden zımni bir ortaklık kuran yeni bir düzen
ortaya çıkmıştı. Şimdi ise İsrail, İran ve Türkiye ile aynı zamanda
normalleşiliyor. Arap Ayaklanmaları sonrası tehdit algılamaları önemli ölçüde artan
Körfez ülkeleri, artık bu tehdidi bertaraf ettiklerini Müslüman Kardeşler
hareketi ile temsil edilen siyasi İslamcı dalgayı yendiklerini düşünüyorlar.
Ayrıca artan petrol gelirlerinin verdiği güvenle ve değişen küresel ilişkilerin
kendilerine açtığını düşündüğü alanda küresel güçlerle de müzakereler
yürütüyorlar. Öte yandan içerde meşruiyet sorunları yaşayan ve nükleer
anlaşmaya da bir türlü geri dönemeyen İran’ın bu normalleşmeye ihtiyacı var.
Türkiye’de ekonomik sorunlarla uğraşıyor ve geleneksel müttefikleriyle de
problemli ilişkileri bulunuyor,. Son olarak İsrail için Filistin sorununu
çözmeden daha fazla Arap ülkesiyle, özellikle Suudi Arabistan’la açıktan ilişki
kurması çok önemli.

Burada kritik konu, bu ülkelerin bölgesel düzene eklemlenmesinin başlıca Arap ülkelerinin şartlarıyla olması. İşte burada en zayıf olunan konu ise Suriye olarak görülüyor. Bölge politikasının en kilit konularından biri olan Suriye konusunda hiçbir Arap ülkesinin fazla etkisi yok, olamıyor. Suriye’nin Arap Ligi’ne dönmesini bir de bu açıdan görmek lazım. Yoksa 1945’te kurulmuş ve bugüne kadar hemen hemen hiçbir konuda sorun çözücü olamamış ve hatta bölgesel işbirliğini geliştirmekte yetersiz kalmış 22 üyeli Lig’e Suriye’nin dönüşü önemli bir gelişme olamaz. Ama bu gelişmenin sembolik önemi var; zira Suriye Arap ülkelerinin sorunudur mesajı veriliyor. Aslında çok fazla işlevi olmayan Arap Ligi gibi bir bölgesel örgüt bu tür durumlarda işe yarıyor; tek bir ülkenin siyasi çözüm sürecine katılması daha zor ya da daha zayıf bir pozisyonken, tüm Arap ülkelerini temsil eden bir örgüt daha meşru bir aktör haline gelebiliyor.


Prof. Dr. Meliha Benli Altunışık, Orta Doğu Teknik Üniversitesi

Meliha Benli Altunışık, ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesidir. Ortadoğu’nun uluslararası ilişkileri, Türkiye’nin Ortadoğu politikası, rantiye devletler konuları üzerinde çalışmaktadır.


Bu yazıya atıf için: Meliha Benli Altunışık, ‘Suriye Arap Ligi’ne Dönerken ‘, Panorama, Çevrimiçi Yayın, 21 Haziran 2023, https://www.uikpanorama.com/blog/2023/06/21/mba-3/


Telif@UIKPanorama. Çevrimiçi olarak yayımlanan yazıların tüm telif hakları Panorama dergisine aittir. Aksi belirtilmediği sürece, yayımlanan yazılarda belirtilen görüşler yalnızca yazarına/yazarlarına aittir. UİK, Global Akademi, Panorama Yayın Kurulu ile editörleri ve diğer yazarları bağlamaz.