Ukrayna Savaşı Gölgesinde Koruma Sorumluluğu- Aslıhan Turan Zara

Koruma Sorumluluğu Raporu (Responsibility to Protect – RtoP ya da R2P) 2005 senesinde Birleşmiş Milletler (BM) üyeleri tarafından kabul edilen, soykırım, savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve etnik temizlik suçlarına karşı sivil halkı koruma sorumluluğunu yerine getirmeyen veya getiremeyen devletlerin topraklarındaki halkın korunmasında uluslararası toplumun sorumluluğu olduğunu kabul eden belgedir. Koruma Sorumluluğu normu uyarınca devletler halklarını koruma sorumluluklarını yerine getir(e)medikleri hallerde, uluslararası toplum öncelikle ekonomik ve diplomatik zorlayıcı yaptırım kararlarıyla toplu vahşet suçlarının önlenmesiyle mesuldür. Yaptırımların sonuç vermemesi durumunda, Koruma Sorumluluğu BM Güvenlik Konseyi’nin kararıyla askeri müdahale olarak da yerine getirebilmektedir. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta Koruma Sorumluluğunun öncelikli amacının dört suçun işlenmesinin önlenmesi, ikinci aşamada ise bu suçlar işlenmekteyse durdurulmasıdır.

Koruma
Sorumluluğu Raporu her ne kadar oy birliği ile kabul edilmiş olsa da, Libya
müdahalesi ayrı tutulmak koşuluyla, uygulamaya gelindiğinde, uluslararası
toplum üyeleri, aynı birlikteliği göstermemektedirler. Myanmar, Darfur, Yemen
ve daha pek çok ülkede işlenen vahşet suçlarına karşılık, Koruma Sorumluluğu
hayata geçirilmemekte ve siviller, egemenlik, toprak bütünlüğü, iç işlerine
karışmama tartışmalarının arasında kaderlerine terk edilmektedir. Burada en
önemli görev BM Güvenlik Konseyi daimî üyelerine düşmekteyken, sayıca zaten
nadir görülen Koruma Sorumluluğu referansları, aynı üyelerin devlet çıkarları
ve gelenekselci yaklaşımları sebebiyle kadük kalmaktadır.

Rusya,
Ukrayna’ya saldırısını, insancıl müdahale kavramına açıkça vurgu yapmadan,
Donbass kentinde Ukrayna hükümeti tarafından işlendiğini öne sürdüğü soykırım
suçu ile gerekçelendirmiştir. Bu şekilde belli ki, kendisine uluslararası
topluma karşı hukuki bir altyapı oluşturmayı planlamıştır. Ancak, özellikle
1990’lı yıllardan itibaren tanık olunan Somali, Kosova, Myanmar, Suriye gibi
toplu vahşet suçlarının işlendiği ve sivil halkın kitlesel ölümleriyle
sonuçlanan trajedilerde toprak bütünlüğünün, devlet egemenliğinin ihlal
edilemez uluslararası kurallar olduğunu savunarak özellikle askeri güç
kullanımı kararlarında ya çekimser kalmış ya da veto hakkını kullanmıştır.
Dolayısıyla Koruma Sorumluluğu’na hem arka çıkmayan, hem BM Güvenlik Konseyi
daimî üyesi olan, hem de Ukrayna saldırısıyla uluslararası hukukta kendi
savunduğu kuralları da çiğneyerek karşımızda duran bir Rusya var. Peki bu
ikilemler içinde hâlâ Koruma Sorumluluğu’ndan geçerli bir norm veya kavram gibi
bahsetmemiz mümkün mü?

İşgalin
yirminci gününe gelindiğinde, hâlâ, siyasi söylemlerde veya BM Genel Kurul Toplantısı’nda
Koruma Sorumluluğu normuna atıfta bulunulmadı ancak bu durum normun
uluslararası toplumda, aslında tam olarak edinemediği yeri tamamen kaybettiğini
göstermemekte elbette. Tıpkı Ruanda’da 1990lı yılların başında yaşanan
soykırımı “soykırım” olarak adlandırmayarak Soykırımın Önlenmesi ve
Cezalandırılması Sözleşmesi’nin gereklerini yerine getirme yükümlülüğü altına
girmemeyi tercih eden uluslararası toplum, Ukrayna Savaşı’nda da ekonomik ve
diplomatik yaptırımların ötesine geçip askeri bir yükümlülük altına girmemeye
çalışmaktadır.

Bunun
yanında, uluslararası toplum üyeleri, devlet ve devlet dışı aktörleriyle
Ukrayna devletine ve halkına sınırlı da olsa destek vermektedir. Hatta,
Ukrayna, dünyada şiddet altında yaşayan diğer ülkelerden farklı olarak,
uluslararası toplum tarafından hızlı bir destek buldu. ABD, Avrupa Birliği ve
NATO, Ukrayna’yı yalnız bırakmadı ve Rusya’ya karşı ekonomik yaptırım
kararlarını hızlı bir şekilde aldılar. AB ortak dış politikası ilk kez bu denli
dayanışmacı ve bu denli hızlı bir şekilde tepki verdi ve kararlar aldı, hatta
ilk kez askerileşme yönünde somut adımlar atıldı. Ukraynalı mülteciler AB
ülkeleri tarafından topraklarına kabul edildi, Ukrayna’nın AB üyelik
başvurusuna olumlu bakıldı, askeri yardım gönderildi. Uluslararası Ceza
Mahkemesi Rusya’nın savaş suçu işlediği gerekçesiyle soruşturma başlatma kararı
aldı.

Ne
var ki bu kararlar, Rusya’nın Mariupol’daki bir çocuk hastanesini, sivil
yerleşim bölgelerini bombalamasını ve dolayısıyla savaş suçu işlemesinin önüne
geçemedi. Ne var ki, reddedilmiş olsa da BM Güvenlik Konseyi, BM Genel Kurulu,
BM İnsan Hakları Komisyonu’nun “uluslararası insancıl hukuk ve insan hakları
ihlalleri” vurguları ile Uluslararası Ceza Mahkemesi savcısının önemle
“Ukrayna’da savaş suçları ve insanlığa karşı suçların işlenmiş olduğuna dair
temellerin varlığı” dayanağına tutunması çok anlamlıdır. Uluslararası toplum,
uluslararası insancıl hukuk ve uluslararası insan hakları hukukunun üstünlüğünü
istikrarlı bir şekilde söylem düzeyinde de olsa dile getirmesi insan hakları
normlarının güçlenmesinde önemli rol oynayacaktır.

İçinde
bulunduğumuz aşamada, savaşın tırmandırılmaması için diplomatik yolların açık
bırakılması, Rusya’nın uluslararası toplumdan topyekûn dışlanmaması Koruma
Sorumluluğu’nun bir sütununu oluştururken, Rusya’nın tehditlerinin gerçekçiliği
tartışmaya açık bırakılmak koşuluyla, nükleer bir saldırıyı önlemek de aynı
sorumluluğun bir diğer sütununu oluşturmaktadır. Çok önemli bir diğer sütun ise
uluslararası toplumun yukarıda saydığımız dört ana suçun işlendiği her
coğrafyada aynı yaklaşımla karşılık vermesidir ki, adı Koruma Sorumluluğu olsun
olmasın, insan haklarının öncelendiği bir barış ve güvenlik ortamı oluşsun.
Ayrımcı yaklaşımların sergilenmesi, ne yazık ki hem normlara hem de aktörlere
olan güveni zedelemekte ve normların yayılıp içselleştirilmesine mâni
olmaktadır. Ukrayna’da verilen tepkiler ve önlemler gerekli ve mecburidir, bu
tepkilerin dört suçun işlendiği diğer ülkelerde aynı düzeyde hızlıca ve kararlı
şekilde hayata geçirilmesi, insan hakları ihlallerine karşı istisnaların
olmayacağının kabullenilmesi, insan haklarının koruma mekanizmalarına olan
inancın da güçlenmesine yol açacaktır.


Dr. Aslıhan Turan Zara, yüksek lisans derecesini Avrupa Birliği Hukuku anabilim dalinda Paris 1 Sorbonne Üniversitesi’nde tamamlamış, doktora derecesini ise 2017 senesinde Galatasaray Üniversitesi’nden Uluslararası İlişkiler dalından, “İngiliz Okulu Perspektifinden İnsancıl Müdahale Kavramı: Anarşik Uluslararası Toplum ve Devlet Egemenliği Arasındaki Korelasyon” tezi ile almıştır. Araştırmalarını 2016’da LSE IDEAS kurumunda yaptığı araştırmalarla desteklemiş, Ingiliz Okulu teorisi, insancıl müdahale ve Koruma Sorumluluğu ile AB dış politikasında Koruma Sorumluluğu konularında derinleştirmiştir. 2019-2020 akademik yılında, Ingiltere Birmingham Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalıştığı dönemde, Prof. Nicholas Wheeler ile Korku, İşbirliği ve Güven temalı yüksek lisans modülünde birlikte çalışmıştır.


Bu Yazıya Atıf İçin: Aslıhan Turan Zara , “Ukrayna Savaşı gölgesinde Koruma Sorumluluğu”, Panorama, Çevrimiçi Yayın , 23 Mart 2022, https://www.uikpanorama.com/blog/2022/03/23/ukrayna-r2p/


[email protected] Çevrimiçi olarak yayımlanan yazıların tüm telif hakları Panorama dergisine aittir. Aksi belirtilmediği sürece, yayımlanan yazılarda belirtilen görüşler yalnızca yazarına/yazarlarına aittir. UİK, Global Akademi, Panorama Yayın Kurulu ile editörleri ve diğer yazarları bağlamaz.