‘Brüksel’den Hatta Belki de Ay’dan Bile Görülebilecek Bir Zafer’: Orban’ın 2022 Seçim Zaferi Yansımaları- Melek Aylin Özoflu


3 Nisan Pazar günü
hükümet ve muhalefetin kıyasıya rekabet ettiği Macaristan Parlamento seçimleri Fidesz-KDNP
koalisyonunun oyların yüzde 53’ünü almasıyla Orban’ın lehine sonuçlandı. Öte
yandan anketlerde öngörülenin aksine kendisine
karşı birleşen 6 muhalefet partisi, Jobbik-Daha İyi Bir Macaristan Hareketi,
Demokratik Koalisyon (DK), Macaristan için Diyalog (PM), Yeşiller Partisi
(LMP), Momentum Hareketi sadece %35 oranında oy alabildi. İşte böyle ezici bir
fark ile muhalefet koalisyonunu hezeyana uğratan bu sonuç Orban’ı Avrupa’ya, “illiberal
demokrasi” modelinin kıtanın geleceği için bir kehanet olduğuna dair bir mesaj
vermesi konusunda da yüreklendirdi. Aslında Orban’ın Brüksel’den görülmesini
istediği şey de tam olarak bu. Fidesz’in zaferinin AB entegrasyonu ve
bütünlüğüne yeni çıkmazlar yaratırken Avrupa’daki sağ eğilimin akıbetine de
yeni bir umut olması. 

Bu tabi sadece seçim sonuçları sağ kanat popülistlerin yükselmesine umut olmadı. Daha ziyade seçim sonuçlarının nedenleri buna umut oldu. Milliyetçi muhafazakâr yükselişin altında yatan sebepleri anlamak için öncelikle AB siyasetini on yılı aşkındır süregelen krizler ve aksaklıklar bağlamında değerlendirmek gerekir.

Yunanistan’da
başlayan 2009 Avrupa borç krizi ile AB ortak çözüm mekanizmaları oluşturmakta oldukça
zorlanmış, bu tarihten sonra bir nevi kriz sarmalına girmiş, 2015 Mülteci krizi
ile üye ülkeler arasında yaşanan külfet paylaşımı sorunları ve mülteci krizi
sonrasında İngiltere’nin birlikten ayrılması ile birliğin dağılmaz görünümü
zedelenmişti. Bu bağlamda AB genelindeki tartışmalar da bütünleşme odaklı
konulardan dağılma tartışmalarına evrildi. Korona krizi ile ise AB’nin
vadettiği refah düzeni ve solidarite bir kez daha sarsıldığını görmüş olduk.

Jean Monnet
hatıralarında AB bütünleşmesini “Krizlerden yaratılmış olan bir Avrupa, bu
krizler için geliştirilecek çözümlerden meydana gelecektir” şeklinde tanımlamıştır.
Ancak krizler karşısında formüle edilen çözümler geliştirilirken çözüm
süreçlerinde ortaya çıkan pürüzler, AB’nin ivmeli tepki verememesi ve demokrasi
açığı gibi unsurlar sebebiyle AB yapısı bir hayli yıpranmıştır.

İşte bu bağlamda,
AB’nin krizlerle birlikte saklanmakta zorlandığı açıkları ve zaafları, Avrupa şüpheci
partilere siyasi gerçekliği yeniden şekillendirirken benimsedikleri AB karşıtı
söylemlerinde önemli bir meşrulaşma tabanı ve malzemesi sağladılar.

Hobolt ve Wratil
tarafından öne sürülen fayda tabanlı entegrasyon yaklaşımı AB kurumlarının ekonomik büyüme, refah
gibi performans düzeylerinin AB’ye bağlılık geliştirmede oldukça belirleyici
olacağını ve dolayısıyla Avrupa kimliğinin oluşmasına katkı sağlayacağını öngörmektedir.
Bugün ulusal çıkarların AB yanlıları tarafından AB üyeliğini savunurken ön
plana çıkarıldığını görmekteyiz. Öte yandan, Avrupa halkında ulus kimliğe
yönelimin artmasını bu yaklaşım üzerinden değerlendirdiğimizde krizler
hasebiyle AB’nin vadettiği liberal refah düzeyinin zedelenmesi sonucunda inşa
edilmeye çalışılan Avrupa kimliğinin tamamlanamadığını aşikâr.

Böyle bir siyasi
sahnede Orban gibi milliyetçi muhafazakâr kimlik ve rota belirlemiş liderler “biz” ve “onlar” arasındaki grup ayrımını
sorunsallaştırarak grup içi ulus kimliğini inşa edip siyasi popülarite
kazanmakta. Orban özelinde bunun hem Avrupa kimliğine hem de Hristiyan
kimliğinin diğerlerine karşı yapıldığını görmekteyiz. İki kimliksel dışlama
diskurunda da ‘hayali bir düşman’ ve ‘işgal unsuru’ ön plana çıkarılmakta.

Anti-Avrupa retorik
AB’yi Sovyet işgali ile ilişkilendirerek ulus egemenliğinin işgali üzerinden inşa
edilirken, Hristiyan kimliğinin diğerlerine -özellikle Müslümanlara- karşı işleyen
gruplar arası dışlama Hristiyan değerlerin ve kimliğinin işgali üzerinden
yürütülmekte. Orban’ın benimsediği bu sosyo-politik dışlama diskurun hedefi bunlarla
da sınırlı değil.

Pazar gecesi seçim
zaferi konuşmasında hedefine “… hiç bu
kadar çok rakibi yenmemiz gerekmemişti. Yerel sol, uluslararası sol, Brüksel bürokratları,
Soros imparatorluğunun parası, uluslararası medya ve Ukrayna Devlet Başkanı”nı koyarak yeni dönemde dış politikanın statükonun
devamı niteliğinde olacağının da sinyallerini vermiş oldu.

Dolayısıyla seçim
sonucu AB tarafında AB’nin bütünlüğü, Orban’ın Rusya ile olan yakın ilişkileri,
ülke içindeki medya ve sivil özgürlükler, tüm bunlardan mütevellit otoriteryanizmin
daha da artması üzerine endişeleri bir kez daha uyandırdı. AB Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen salı
günü Macaristan’a karşı hukuk devleti kurallarının ihlal edilmesi nedeniyle
yaptırım işlemlerine başlandığını açıklarken seçimlerden sonra çıkan bu karar
Birliğin ivedilikle hareket etme kapasitesinin sınırlılığını bir kez daha göstermiş
oldu.

Avrupa’daki sağcı
popülist liderler açısından seçimin yansımalarına baktığımızda ise akla Madeleine
Albright’ın Faşizm-Bir Uyarı kitabında öne sürdüğü ‘Dünya liderleri birbirinden öğrenir’ tespiti geliyor. Buna göre Albright Donald Trump’ın başkan
seçilmesinin ardından bir ülkede başarılı olan faşist yöntemlerin Putin, Orban,
Kim-Jong-un gibi diğer otokrat liderlere örnek teşkil ettiğini ve bunun da
diğer ülkelerde ‘küçük Trump’lar’ yarattığını belirtmişti. Güncel Avrupa konjonktüründe
Avrupa’daki sağ partilerin birbirine paralel şekilde yükselmesini göz önünde
bulundursak böyle bir yayılma tehdidi -ki bu Avrupa’daki sağ için umudu-
karşısında çanların Avrupa yanlısı partiler için çaldığı gün gibi ortada…

Melek Aylin Özoflu, Corvinus Üniversitesi

Melek Aylin Özoflu, İstanbul Üniversitesi İngilizce/Almanca Mütercim Tercümanlık bölümlerinden mezun olmuştur. Yüksek lisans eğitimini Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Avrupa Çalışmaları bölümünde ‘Avrupa Entegrasyon Sürecinin Krizler Işığında Yeniden Düşünülmesi’ adlı tezi ile 2017 yılında tamamladıktan sonra, Macaristan Hükümeti bursu ile doktora eğitimine Budapeşte Corvinus Üniversitesi’nde devam etmeye hak kazanmıştır. Hali hazırda Corvinus Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünde doktora adayıdır. Doktora tezini Avrupa borç krizi ve mülteci krizi bağlamlarında Avrupa kimliğinin inşası üzerine yazmıştır. Çalışma alanları Avrupa kimliği, Avrupa bütünleşmesi ve Avrupa krizleridir. Bu alanlarda çeşitli makaleleri bulunmaktadır.


Bu Yazıya Atıf İçin: Melek Aylin Özoflu, ” Brüksel’den hatta belki de Ay’dan bile görülebilecek bir zafer’: Orban’ın 2022 Seçim Zaferi Yansımaları”, Panorama, Çevrimiçi Yayın , 11 Nisan 2022, https://www.uikpanorama.com/blog/2022/04/11/h-election/


Telif@UIKPanorama. Çevrimiçi olarak yayımlanan yazıların tüm telif hakları Panorama dergisine aittir. Aksi belirtilmediği sürece, yayımlanan yazılarda belirtilen görüşler yalnızca yazarına/yazarlarına aittir. UİK, Global Akademi, Panorama Yayın Kurulu ile editörleri ve diğer yazarları bağlamaz.