İranlı Kadınlar Ne İstiyor – Bilgehan Alagöz


22
yaşındaki Mehsa Emini’nin memleketi Sakkız kentinden, ziyaret için geldiği
Tahran’da, İslami ahlak kurallarının uygulanıp uygulanmadığını denetleme ve
bunu ihlal eden kişileri gözaltına alma hakkına sahip polis gücü olan irşad
devriyeleri (Geşt-i İrşad) tarafından örtünme kurallarına uymadığı gerekçesiyle
göz altına alınması, sonrasında karakolda fenalaşarak hastaneye kaldırılması ve
gördüğü iddia edilen şiddet sonrası 16 Eylül’de hayatını kaybetmesi, İran
sokaklarının hareketlenmesine sebep oldu. İran’ın çeşitli yerlerinde başta
kadınlar olmak üzere, her yaş ve sosyal statüdeki insanın katıldığı protestolar
başladı. İran resmi makamlarının açıklamasına göre, gösterilerde 41 kişi
hayatını kaybederken, İran İnsan Hakları grubuna göre 28 Eylül 2022 itibariyle
76 kişi öldü.
Ayrıca yirmisi gazeteci olmak üzere yüzlerce kişi tutuklandı. Eylemlerde dikkat
çeken hadiselerden biri, 20 yaşındaki bir başka kadının, Hedis Necefi’nin,
Kereç şehrindeki gösterilerde güvenlik güçleri tarafından öldürülmesi, diğeri
de 27 Eylül’de eski Cumhurbaşkanı Ali Ekber Haşimi Rafsancani’nin kızı ve aynı
zamanda İran’daki feminist hareket içinde önemli yeri olan Faize Haşimi’nin,
gösterileri desteklediği ve kışkırttığı gerekçesiyle gözaltına alınması oldu.

Emini’nin
ölüm haberinin yayıldığı ilk günden itibaren başlayan eylemlere devletin ilk
etapta az sayıda güvenlik gücüyle müdahale ettiği, ancak günler geçtikçe başta
internet kesintileri olmak üzere daha sert tedbirler almaya başladığı
gözlenmiştir. Sürecin şu an için devletin kontrolü altında ilerlediğini
söylemek mümkündür. Ancak bu durum, İran’daki kadınların sorunlarının bittiği
anlamına gelmediği gibi, benzer eylemlerin yeniden gerçekleşme potansiyeli
olduğu gerçeğini unutturmamalıdır. Bu bağlamda İranlı kadınların taleplerini
daha yakından irdelemek doğru olacaktır.

İran’da Kadın Hareketleri ve İrşad
Devriyelerinin Ortaya Çıkışı

İran’da
kadın hareketinin ortaya çıkışı 20. Yüzyılın başlarına kadar uzanmaktadır. 1890’larda
yaşanan Tebriz kadın ayaklanması, bu bağlamda önemli bir dönüm noktasıdır.
Akabinde“kadın encümenleri” adı
verilen yarı gizli kadın konseylerinden oluşan yeni bir radikal kadın hareketi,
1906-11 Anayasa Devrimi sırasında ortaya çıkmıştır. Bu dönemki kadın
hareketlerinin siyasi haklardan ziyade genel olarak günlük yaşama dair
taleplerle ortaya çıktığını belirtmek gerekir. Rıza Şah’ın modernleşme
politikalarına ağırlık verdiği dönemde (1932-1941) söz konusu hareket bir
yavaşlama sürecine girse de bu dönemde özellikle kadınların üniversitelerde
eğitim hakkı, çalışma hakkı, evlilik yaşının en az 15 olması, boşanma hakkı
gibi kazanımlar elde etmesi önemlidir.

Muhammed
Rıza Şah döneminde de İranlı kadınların hak arayışları devam etmiştir. Bu
bağlamda 1943 yılında kurulan Kadın Cemiyeti önemlidir. Cemiyet 1952’de kadınlara
siyasi haklar verilmesi mücadelesini başlatmış, 1963’te kamuda ve özel sektörde
çalışan kadınların bir günlük genel grev yaparak yürüyüş düzenlemesi ve kendilerine
oy hakkı verilmesi talebinde bulunmalarına öncülük etmiştir. Bu eylemler sonuç
getirmiş ve İranlı kadınlar 1963’te oy kullanma hakkına kavuşmuşlardır.

Günümüz
İran kadınlarının hak arayış mücadelesi için 1979 İslam Devrimi ise başlı
başına bir dönüm noktası olmuştur. Esasen İslami devrimci ütopya ilk başlarda ideolojik,
stratejik ve taktiksel olarak cinsiyetçi değildi. Cinsiyet meseleleri, devrim
gerçekleştikten ve rejim oluştuktan sonra İslami ideoloji çatısı altında ortaya
çıktı. Zira İranlı devrimci elitler, geleneksel erkek egemen toplumu
değiştirmek istemediler. Dolayısıyla kadınların da katılımıyla gerçekleşen
İslam Devrimi sonrasında İran’da kadınların kazanılmış haklarında önemli
gerilemeler oldu. İran İslam Cumhuriyeti hükümetleri, İslami şeriat ve İran
geleneklerine başvurarak, İranlı kadınlara kanun önünde eşit olmayan muamele
politikasına başladı.

Bu
bağlamda İslam Cumhuriyeti’nin, kadınlar için giyim standartları belirlemesi
fikrinin, yalnızca kadınların erkeklerin ahlaki davranışlarından sorumlu olduğu
düşüncesinden kaynaklanmadığını, siyasi açıdan da müesses nizamın
sembollerinden biri olduğunu belirtmek gerekir. Kadınlara getirilen örtünme
zorunluluğu, İran’da erken çocukluktan itibaren kız çocuklarının spor, sanat,
eğlence veya eğitim gibi ‘erkeksi’ kabul edilen alanlara ve faaliyetlere
girmelerinin engellenmesi, ülkede kadın istihdamının her geçen yıl daha da
azalması, kamu hizmetindeki kadınların çoğunun dış görünüşleri ve kadınlıkları
nedeniyle işten atılması, kadınların parlamentodaki temsil oranının ciddi
oranda azalması gibi diğer sorunlardan bağımsız değerlendirilmemelidir.
Dolayısıyla İran’da kadınlar için getirilen zorunlu örtünmenin, esasen ataerkil
düzeni kurumsallaştırmak için kullanılmış araçsal bir politika olduğunu söylemek
mümkündür.

Bu
bağlamda günümüz protestolarına da sebep olan ahlak/irşad devriyelerinin ortaya
çıkış süreci önemlidir. Devrim’den sonra göreve gelen hükümetler arasında
özellikle Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi döneminde örtünme konusunda bazı
esneklikler ve kontrollerde gevşemeler olmuşsa da bu hususta Devrim Rehberi
Ayetullah Ali Hamenei’nin katı bir duruşunun olması ileri adımların gelmesini
engellemiştir. 2005 yılında Cumhurbaşkanı seçilen Mahmud Ahmedinejad  temsil ettiği ilkeci (kendilerini Usulgera
olarak niteleyen muhafazakarlar) dünya görüşü ekseninde hareket etmiş,
cumhurbaşkanlığı süresince kadın hakları ve özgürlükleri açısından Hatemi dönemindeki
kazanımlar ortadan kalkmıştır. Bu bağlamda, 2005 yılında hem erkek hem de kadın
personelden oluşan ve toplumun ahlaki kontrolünden sorumlu özel bir polis gücü
oluşturulmuş, buna da “ahlak/irşad devriyeleri” adı verilmiştir. 2006’dan
itibaren söz konusu devriyelerin kullandığı yeşil araçlar sokaklarda dolaşmaya
başlamıştır. Kadınların makyaj, örtü ve kıyafetlerinin uygunsuz bulunması
durumunda izlenmesi ve tutuklanması yetkisi verilen bu polis gücü, kıyafetleri
veya saç stilleri nedeniyle her zaman tutuklanma tehdidinden endişe duyan
İranlı kadınlar için korkulu bir atmosfer yaratmıştır.

Ahmedinejad’ın
başlattığı bu sürece yönelik ilk büyük öfke patlaması, 2009’da  ikinci kez cumhurbaşkanı seçilmesini protesto
eden “Yeşil Hareket” kapsamında olmuştur. Söz konusu eylemlerde 26 yaşındaki
İranlı kadın Nida Ağa Sultan’ın besici güçleri tarafından öldürülmesi ses
getirmiştir. 2013’te Cumhurbaşkanı seçilen Hasan Ruhani döneminde kadınlara
yönelik tekrar bir esneklik başlamış; hatta Ruhani, İslami kurallara uygun
giyinmeyen kişilerin irşad devriyeleri tarafından gözaltına alınması hususunda,
“Polis, hicap konusunda uyarıda bulunacak son kurum olmalıdır” açıklamasıyla
bir açılım yapmıştır. Bu politik ortamdan cesaret bulan İranlı kadınlar, bu kez
2017’de Beyaz Çarşamba adını verdikleri yeni bir eylem sürecini başlatmıştır. Bu
doğrultuda her Çarşamba günü beyaz bir baş örtüsü takarak örtünme zorunluluğunu
barışçıl bir yolla protesto etmişlerdir.

2019’da
ise İranlı kadınların stadyumlarda futbol maçı seyretmelerine ilişkin yasak
tekrar gündeme gelmiştir. Mavi Kız adı ile anılan Seher Hüdayari, taraftarı
olduğu takımın maçını izlemek için stadyuma girmeye çalıştığı için hapis cezasına
çarptırılmış, bunun üzerine kendini yakmış ve Eylül 2019’da hayatını
kaybetmiştir. Bu durum, İranlı kadınların eylemlerine hız vermelerine sebep
olmuştur. Protestolarda sosyal medyanın etkin kullanımı ise hükümetin internet
kısıtlamalarına başvurmasına sebep olmuştur. Öte yandan Hüdayari’nin hayatını
kaybetmesi ile sonuçlanan sürecin devamında İranlı kadınlara ilk kez Ekim
2019’da, milli takımın bir maçına gitme izni verilmiş, üç bin beş yüz kadın
Kamboçya’yla oynanan Dünya Kupası eleme maçını tribünden takip edebilmiştir.

Reisi Döneminde Kadınları Ne Bekliyor?

18
Haziran 2021’de Cumhurbaşkanı seçilen Seyyid İbrahim Reisi’nin ülkenin karşı
karşıya kaldığı iç ve dış sorunlara bakışı, temsil ettiği muhafazakar kanadın
bir yansımasıdır.
Bu bağlamda Reisi’nin iç politikada müesses nizamın devamını sağlamaya odaklı,
yani güvenlik eksenli bir yaklaşıma sahip olduğunu belirtmek gerekir.
Dolayısıyla Reisi’den, cumhurbaşkanlığı döneminde kadınlara yönelik özgürlükçü
bir politika beklemek gerçekçi olmayacaktır. Bununla beraber, göreve
başladıktan bir yıl sonra yani Ağustos 2022’de kadınların, futbol maçlarını
tribünden seyretme yasağının kaldırıldığının
duyurulması kadınlara yönelik pozitif bir girişim olmuştur. Reisi, dış
politikada ise “Doğu’ya Bakış” adı altında Çin ve Rusya gibi iki otoriter
devletle stratejik ilişki kurmayı, bunun yanında Nisan 2021’de başlamış olan
nükleer müzakerelere nihai bir sonuç kazandırmayı öncelikli hale getirmiştir.
Zira ülkede ciddi ekonomik sorunlar vardır ve bu durum toplumun her kesimini
etkilemekte, özellikle de kadınlar üzerinde negatif etkiye sebep olmaktadır.

Dünya
genelinde ekonomik krizlerin kadınları erkeklere göre daha fazla etkilediği Dünya
Ekonomik Forumu’nun (World Economic Forum-WEF) 2006’dan beri her yıl
hazırladığı Küresel Cinsiyet Eşitsizliği raporlarında ele
alınmıştır. Zira söz konusu krizler öncelikle kadın istihdamını olumsuz
etkilemektedir ve bu durum kadınlar için işsizlik sorununu artırmaktadır.
İkincisi; ekonomik krizler, kadınların ucuz işgücüne dönüşmesine sebep
olmaktadır. Bu durum geleneksel toplumlarda çok daha başat durumdadır.
İran İslam Devrimi’nden bu yana kadın istihdamı belirgin oranlarda düşmektedir.
Dünya Ekonomi Forumu’nun 2022 verilerine göre İran
dünya genelinde cinsiyetler arasında ekonomik farklara sahip ülkeler sıralamasında
ilk sıralarda yer almaktadır (şu ana kadar cinsiyet farkının sadece %37,5’i
kapandı). Yine aynı istatistiklere göre İran, kadınların ekonomiye katılımı ve
fırsat eşitliği konusunda 156 ülke arasında 150. sırada yer almaktadır.

İran’da
kadınların sosyal hayatta karşı karşıya kaldıkları sorunların yanında
istihdamlarına ilişkin artan sorunların elbette temel gerekçesi, ülkede hakim olan
ataerkil bakış açısıdır. Ancak bunun yanında kadın haklarının giderek irtifa
kaybetmesinde yaşanılan ekonomik krizlerin de etkisi büyüktür. Bu bağlamda,
özellikle 2000’li yılların ikinci yarısından itibaren ülke üzerinde artan
ekonomik yaptırımların kadınlar üzerindeki negatif etkisini belirtmek gerekir.
ABD’nin 2018’de başlattığı maksimum baskı politikası ile bu durum zirveye
çıkmıştır.

Her
şeyden önce, İran’daki yaptırımlar nedeniyle ekonomik yapının bozulması ve buna
bağlı olarak ortaya çıkan yüksek işsizlik oranları içinde kadın işsizliği
artmıştır. İkincisi; ücretli olan ve işini kaybetmeyen kadınlar, yaptırım
rejiminde daha da azalan ve eşit olmayan ücretler nedeniyle kazanılan gelirde
düşüşle karşı karşıya kalmıştır. Bir diğer önemli husus da yaptırımların neden
olduğu ekonomik krizin kayıtlı sektörde kadın emeğine olan talebi daraltması ve
buna bağlı olarak kayıt dışı sektörde çalışan kadın sayısının son on yılda büyük
ölçüde artmasıdır. Tüm bunlar ekseninde İranlı kadınların toplum ahlakı için
bir tehdit olarak algılanmaları süreci hız kazanmıştır.

Mehsa Emini’nin göz altındaki ölümü vesilesiyle İranlı kadınları sokağa döken ve hak arayışına iten işte böyle bir birikimdir. Ülkede devlet erkinin kadınlara dönük bakış açısını değiştirmesinde şu an için radikal bir değişim ihtimali gözükmemektedir.  Zira bu durum, 1979 İslam Devrimi ile beraber kadınlara getirilen zorunlu örtünme kuralının rejimin resmi ideolojisinin önemli bir unsuru haline gelmesi ile doğrudan ilintilidir. Bu sebeple, şu ana kadar seçilen tüm cumhurbaşkanları, dayatılan zorunlu örtünme kuralıyla İranlı kadınların ideal imajını ve İran’ı İslami bir ülke olarak inşa etmekle ve resmi ideolojinin temel prensiplerine riayet etmekle yükümlü olmuşlardır. Dolayısıyla mevcut Cumhurbaşkanı Reisi’den bu ana çizginin dışında bir adım atmasını beklemek gerçekçi olmayacaktır. Öte yandan, Reisi hükümetinin en azından Nükleer Anlaşmayı yeniden canlandırması ve uluslararası toplumla varılacak uzlaşmanın devamında ülkeye dönük ekonomik yaptırımların hafiflemesi, ülkede ekonomik bir ferahlama sağlayacak; bu da ekonomik kriz ortamında daha yüksek baskıya maruz kalan İranlı kadınların ekonomik koşullarında bir rahatlık sağlayacaktır. Nihayetinde İranlı kadınların demokrasi ve insan hakları bağlamında yürütecekleri hak arayışı böyle bir ortamda daha kolay olacaktır.

Dr. Bilgehan Alagöz, Marmara Üniversitesi

Lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler bölümünde, yüksek lisans ve doktorasını Marmara Üniversitesi Ortadoğu Ataştırmaları Enstitüsü’nde tamamladı. 2008’de doktora çalışmaları için ABD’deki Wisconsin Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları programına misafir araştırmacı olarak kabul edildi. Çalışma alanları, İran dış politikası, Basra Körfezi siyaseti ve Türkiye-İran ilişkileridir. Halen Marmara Üniversitesi öğretim üyesi ve İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) kıdemli uzmanıdır.


Bu yazıya atıf için: Bilgehan Alagöz, ‘İranlı Kadınlar Ne İstiyor ?’, Panorama, Çevrimiçi Yayın, 25 Eylül 2022, https://www.uikpanorama.com/blog/2022/09/30/iran/


Telif@UIKPanorama. Çevrimiçi olarak yayımlanan yazıların tüm telif hakları Panorama dergisine aittir. Aksi belirtilmediği sürece, yayımlanan yazılarda belirtilen görüşler yalnızca yazarına/yazarlarına aittir. UİK, Global Akademi, Panorama Yayın Kurulu ile editörleri ve diğer yazarları bağlamaz.